Los Angeles Gezi Rehberi

Los Angeles, nam-ı diğer Melekler Şehri, bir başka adıyla Hollywood… Nasıl adlandırırsanız adlandırın, Los Angeles birçok kişinin hayallerini süsleyen şehir olarak bilinir. Peki bu şehirde nerelere gidilmeli, nereler gezilmeli? Uzunca bir süre Los Angeles’ta yaşamış biri olarak, bu yazımda sizleri küçük bir LA turuna çıkaracağım. Daha birçok yer var tabi ki ama hepsini bir yazıda toplamam mümkün değil. Arkası yarın diyelim 🙂

 

  • Hollywood Sign

Neredeyse her Hollywood filminde gördüğümüz meşhur dağın tepesindeki yazı. Los Angeles’a gelip de bu yazıyla poz vermeyeni ıslak odunla döverler. Aslında çok da büyük bir olay değil. Tamamen Amerikan pazarlama başarısı. Adamlar dağın tepesine tenekeden yazıları yerleştirmiş, binlerce turisti sırf bunun için dağ başına topluyor. Buraya yazıyı görmek için değil ama panoramik Los Angeles manzarası için gidilir. Haa yok o kadar zahmete girmeye değmez derseniz çok da bir şey kaybetmezsiniz.

  • Hollywood Walk of Fame (Yıldızlar Geçidi)

Gelelim bir diğer Amerikan pazarlama tekniği ile ünlenmiş destinasyonumuza. Yıldızların isimlerinin bulunduğu meşhur Hollywood kaldırımları. Burada birbirinden ünlü isimlerin yazılı olduğu yıldızlarla kaplı kaldırımlarda yürüyebilir, sevdiğiniz ünlülerin el ve ayak izlerinin olduğu Chinese Theatre (Çin Tiyatrosu) görebilir, meşhur Oscar törenlerinin yapıldığı eski adı ile Kodak şimdiki adı ile Dolby Theatre merdivenlerinde artistler gibi pozlar verebilirsiniz. Ayrıca burada bulunan Madame Tussauds balmumu müzesini ziyaret edebilirsiniz. Hollywood yazısı buradan az da olsa görülmekte. Eğer ki dağın başına kadar çıkamam derseniz buradaki görüntü de sizin için yeterli olacaktır.

Burada bulunan bir diğer güzel şey ise, geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz ünlü boksör Muhammad Ali’ye ait olan yıldız. Kendisi kutsal bir isim taşıdığı için ayaklar altında olmasına izin vermemiş ve onun isminin bulunduğu yıldız kaldırımlara değil, bizzat binanın girişindeki duvara yerleştirilmiş.

  • Santa Monica Pier – 3rd Street (Santa Monica İskelesi – 3. Cadde)

İlk iki seçenekten sonra artık yavaş yavaş Los Angeles’ın gerçekten görülmesi gereken güzelliklerine başlayabiliriz. Santa Monica da bu güzelliklerden biri. Santa Monica iskelesinde bulunan küçük eğlence parkında çocuklar gibi eğlenirken, okyanusun ve manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Yılın her mevsimi okyanus soğuk ve dalgalı olduğu için suya girmek pek mümkün olmasa da sörf tutkunuz varsa burada bu deneyimi yaşayabilirsiniz. Ayrıca yürüme mesafesindeki 3. Caddeyi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Her daim cıvıl cıvıl olan 3. Caddede yapılan sokak gösterileriyle keyifli dakikalar geçirebilir, sokak boyunca bulunan mağazalardan alışveriş yapabilirsiniz.

 

 

 

  • Venice Beach ve Kanallar

Gelelim Los Angeles’ın bir diğer meşhur plajına. Venice Plajı upuzun sahiliyle gerçekten görülmesi gereken bir yer. Burası daha çok hippie tarzda insanların takıldığı bir yer olduğu için hayatınızda göremeyeceğiniz kadar değişik tipte insan görme olasılığınız yüksek. Plajın ortasında bulunan kaykay plattformunda eğlenen gençlere ve yine plajlarda olmazsa olmaz sokak gösterisi yapan insanlara rastlamanız muhtemel. Ayrıca burada bulunan ve Arnold Schwarzenegger’in keşfedildiği bir vücut geliştirme merkezi sebebiyle dikkat çekmeye çalışan, vücut olayını abartmış amcaları da görmezden gelebilirsiniz.

Şehrin tarihçesine bakacak olursak; milyoner Abbot Kinney bütün varını yoğunu en sevdiği şehir olan İtalyan Venice ruhunu Amerikaya taşımak için harcamış. Çok da başarılı olmuş ve şehir Venice ismini oradan almış.

Ee adı Venice olunca kanalsız olmaz tabiki. Zamanında açılan kanallardan günümüze ulaşanlar hala bütün güzelliğiyle turistleri karşılıyor. Birbirine parelel olarak uzanan kanallar, kanallar boyunca sıralanmış harika evler ve peri masallarını andıran köprüler gerçekten görülmeye değer.

  • Abbot Kinney Bulvarı

Adı fazla duyulmasa da Los Angeles’a yolunuz düşerse uğramanız gereken mekanlardan birisi mutlaka Abbot Kinney Bulvarı. Adını Venice şehrinin kurucusundan alan sokak, Los Angeles’ın (Amerikan söylemi ile) en cool sokaklarından biri. Gecesi ayrı, gündüzü apayrı güzellikte bir sokak düşünün, sanatla iç içe, birbirinden renkli ve yaratıcı mağaza tasarımları, lokal lezzetleri bulabileceğiniz kafeler, eğlenceli duvar sanatları, Amerika’da oldukça popüler olan yemek kamyonları ve daha neler neler. Eğer eylül ayı içerisinde orada bulunuyorsanız her yıl düzenlenen Abbot Kinney Festivalini kaçırmayın.

  • The Getty Center

Eğer gittiğiniz yerlerde müzelere uğramayı seviyorsanız Getty Müzesine Bayılacaksınız. Mimarisi, konumu ve ilginç bahçe tasarımıyla dikkat çeken müzede sürekli bir sanat etkinliği ve çeşitli sergiler bulunmakta. Ayrıca teras katına çıkarak Los Angeles’a tepeden bir bakış atabilir, bu eşsiz manzaranın keyfini sürebilirsiniz.

  • Walt Disney Concert Hall

Mimariyle birazcık ilgileniyorsanız Frank Gehry tarafından tasarlanan bu dünyaca ünlü binayı mutlaka görmelisiniz. Dış kaplaması tamamen çelikten yapılan, kıvrımlar ve değişik formlardan oluşan bina, akustik açıdan en iyi tasarlanmış konser salonlarından biri olması nedeniyle oldukça dikkat çekiyor. Klasik müzik konserlerinin verildiği bu eşsiz bina, Los Angeles’ın göbeğinde bütün ihtişamıyla adeta bir sanat eseri gibi yükseliyor.

  • Beverly Hills – Rodeo Drive

Los Angeles’a gelip de fotoğraf çekilmezseniz dayak yiyeceğiniz bir başka yer ise Beverly Hills. Zenginlerin yaşadığı yer olan şehirde birbirinden ihtişamlı evler ve taşlı sokak tabelaları dışında aslında pek de farkli bir şey yok. Ama işte geldik illa ki uğrayalım derseniz Beverly Hills tabelası önünde bir foto, ardından Rodeo Drive üzerinde bir yürüyüş yapabilirsiniz. Burayı, lükslerin sokağı diye adlandırırsak yalan olmaz. İstanbuldaki Nişantaşı neyse burası da öyle. Bütün lüks mağazaların ve markaların bulunduğu cadde de alışveriş yapmasanız da, birbirinden güzel dizayn edilmiş vitrin tasarımlarına bakıp iç geçirmek de ayrı bir keyif diye düşünüyorum.

  • Lake Shrine

Los Angelesın sizi sıkan kalabalığı ve kaosundan uzaklaşabileceğiniz muhteşem bir mekan. Lake Shrine, meditasyon ve yoga severler için yapılmış, fakat isteyen herkesin ziyaret edebileceği bir meditasyon bahçesi. Biraz huzur ve sessizlik arıyorsanız aradığınız mekan tam da burası olabilir.

  • The Huntington Library, Art Collection and Botanical Garden

Henry Huntington adında bir şahısın kendi kişisel ilgileri doğrultusunda kurduğu, eğitim ve araştırma aşkını, sanata olan düşkünlüğü ve doğal güzellikleri bir arada bulabileceğiniz ender mekanlardan biri. İçerisinde bulundurduğu nadir bulunan kitaplar ve sanat eserleri ile gerçekten tam bir kültür mirası. Ayrıca sanata biraz ara verip bütün coğrafyalardan birşeyler barındıran devasa bahçede ailecek güzel vakit geçirebilirsiniz. Eğer buraya gelmeyi planlıyorsanız mutlaka bir kaç saatinizi ayırmalısınız. Kısa sürede gezilecek bir yer değil fakat anılarınızda uzun süre yer edeceği kesin.

 

 

pinterestinstagram

Facebooktwittergoogle_pluspinterestmail

Bir Cevap Yazın